Benim için herşey 2010 yılının ikinci veya üçüncü çeyreğinde başladı. Şener Şen ile Müjde Ar`ın başrollerini paylaştığı, Ertem Eğilmez`in yönettiği, 1988 yapımı "Arabesk" isimli filmi ilk kez baştan sona kadar izlemiş ve gülmekten ölmüştüm. Daha önce parça parça izlemiştim, komik kesitlerini internette görüp izliyor ve süpermiş deyip geçiyordum. Ama geçte olsa filmi başından sonuna kadar tek solukta izlemiştim. Hani bir film izlersiniz ve aklınızda bir kaç sahne kalır. İşte bu film öyle bişey değildi. Tüm film tam bir komediydi. Her sahnesi, her dakikası, her saniyesi tam bir komedi. Arkadaşlarıma anlatmaya çalışıyordum ama anlatmakla bitiremiyordum. Hangi sahnesini anlatsam diye düşünmekten zar zor anlatıyordum. Gülmekten cümleleri bitiremiyordum bile. Benim için bir anda liste başı olmuştu yani. Bu filmden sonra "Absürt Komedi" benim hayatımda başka bir anlam ifade etmeye başlamıştı. Eğer amacınız gülmekse ve bu filmi daha önce izlememişseniz veya tekrar izlemek isterseniz bunu mutlaka en kısa sürede yapın. Pişman olmayacağınızı garanti ederim.
Daha öncede absürt komedi tarzında filmler izlemiştim ama çoğu bir noktadan sonra çok sıkmaya başlıyordu ve bitsede kurtulsam diye düşünerek filmi zar zor bitiriyordum. Bu huyum henüz değişmiş değil, bazıları güzel oluyor ama bazıları gerçekten izlenmiyor. Belki çok klişe olacak ama herkes o ince çizginin üzerinde yürümesini beceremiyor. Bazılarının oyunculuğu, bazılarınında senaryosu bozuyordu işi. Ama Arabesk herşeyiyle cuk diye oturmuştu resmen.
Tüm bunlara rağmen absürt kelimesini nerde görsem hemen atlıyordum artık ama sonuç nadiren tatmin edici oluyordu. 2010 yılı böyle biterken 2011`in başlarında TRT 1`de yeni bir dizi başlayacağını gösteren reklamlar dikkatimi çekti. Normalde televizyon izlemem ama yemek yerken falan arada bir gözüm takılırdı. İşte bu aralarda öyle bir sahne gördüm ki beynimde şimşekler çaktı sanki. Dizi çok saçma gibiydi ama bir o kadarda komik görünüyordu. Dizinin reklamlarını bile takip eder olmuştum artık. O kadar etkilenmiştim yani.. Mecnun`un kafedeki herkesi "Leyla" olarak görmesi ise benim bittiğim noktaydı:) İşte o ilk bölümün fragmanı :
Herkesin sevdiği bir çok diziyi saçma bulduğum için izlemem. Dizilerin bazen işlerine geldiği gibi herşeyi abartmalarını, bazende çok sıradanmış gibi göstermelerine ve tüm bunları yaparkende hiç bir şey yokmuş gibi "biz toplumu yansıtıyoruz, herşeyi olduğu gibi gösteriyoruz" demelerine gerçekten sinir oluyorum. Ne yönetmeni yaptığının farkında nede oyuncuları yani. Herkes izliyor, beğeniyor ama ben yapamıyorum. Sırf para kazanmak için yapılan bir şey olduklarını düşünüyorum ve izlemiyorum. Bu yüzden izlediğim dizilerin sayısı çok azdır. Her izlediğim şeyin kaliteli olduğunu söylemem yanlış olur tabi ama izlediğim dizilerde beni kendilerine çeken bişeyler oluyor. Anlayacağınız üzere biraz önyargılı, biraz normal, biraz da a-normal bi insanım yani.
Reklamları takip ederken 9 Şubat 2011 gelip çatmıştı. Diziyi televizyondan izleyememiştim ama ertesi gün internetten izlemiştim ve gerçekten hayal kırıklığına uğramamıştım. Buda diğerleri gibi hayal kırıklığı yaratacak diye çok korkuyordum ama öyle olmadı. Tüm beklentilerimi karşılamış ve beni gülmekten öldürmüştü. Reklamında gördüğüm sahneler gerçektende tüm olumlu ön yargılarımı hakediyordu. Arkadaşlarıma bu diziyi çok önceden önerdiğim için hayal kırıklığı yaratmamasına çok sevinmiştim. Çünkü çok fazla şey öneren birisi değilimdir ve önerdiğim herşeyi dikkatle seçerim. Dizi hakkındaki ilk izlenimlerim gerçektende süper olmuştu. Bu kadar iyi olmasına ben bile şaşırmıştım.
İkinci bölümden sonra bunu mutlaka günlüğüme yazmam lazım demiştim ama gördüğünüz gibi bu güne kısmet oldu. Yani yaklaşık 1 yıl sonraya. İlk bir kaç ay için gerçekten sağlam bahanelerim var ama sonraki aylar sadece kırılan yazma heyecanımın bir sonucu olmuştu. Artık günlüğüme bişeyler yazmak içimden gelmiyordu. Herneyse asıl konumuza geri dönelim:)
İkinci bölümü ve ardından gelmesi planlanan bölümleri sabırsızlıkla bekliyordum. Pazartesi sendromuna bende sahiptim ama bu dizi sayesinde artık pazartesi günlerini iple çekiyordum. Pazartesi günleri televizyonda reklamlarla birlikte izlemek yerine salı günü reklamsız bir şekilde internetten izlemek benim için haftalık bir rutin haline dönüştü. Yanında kolası ve ketçaklı cips`ide çerez niyetine gidiyordu ( ki zaten çerez:) ). Salı günlerimi şölen haline getirmiştim artık. Arada bir üzsede gelende hep güldürüyordu.
Bu kadar şey yazdım ama halen dizinin adını yazmamışım:) Dizinin adı tabiki "Leyla ile Mecnun":) Leylalar zamanla değişti ama olsun, dizinin absürt olduğu her açıdan belli oluyor artık:) Bu diziyi en çok bu yüzden seviyorum. Ne olursa olsun kendini izlettirmeye devam ediyor. Kalitesinden taviz vermiyor. Canlandırılan her karakter ap ayrı bir soluk katıyor diziye. Ayrılıklar her zaman için üzücü olsada bir insanın yerine başka bir insanın aynı karakterle devam edeceğine o karaktere son verip başka bir karakter oluşturmak herkesin altından kalkabileceği bir şey değildi. Ön yargılarımdan ötürü böyle olmasada eskisi gibi biri gidip aynı karaktere başka biri gelse keşke diye düşünüyordum ama iyiki öyle yapmamışlar. O yöntem herkesin yapabileceği birşeydi ama "Leyla ile Mecnun" ekibi bu konuda çok cesur davranıp süper bir örneğe imza attılar. Bunu çoğu kişi düşünme bile düşünmezdi. Dünya genelinde bu sektörde en çok seçilen yöntem o olsa bile bunu seçmemek "Leyla İle Mecnun" ekibinin kalitesine kalite kattı benim gözümde. Çoğu kişide böyle düşünüyordur bence.
Amacı gülmek olan herkesin izlemesini şiddetle tavsiye ederim. Herkes absürt komediyi sevemiyor, bu konuda çok ısrar edemem ama sakin olun, rahatlayın ve eğlencenin tadını çıkarmaya çalışın. Olayların nasıl olup bittiğine takılmaya gerek yok, çünkü amaçları o veya bu şekilde izleyenleri güldürmek. Bunu yaptıkları sürece nasıl yaptıklarını sorgulamak absürt komedi tarzı için çok absürt olur. Bu yüzden kemerlerinizi bağlayın ve herşeye hazırlıklı olun:)
Bazen en sağlamından sosyal mesajlar vermesinin yanında bazende "Çay Erdal Bakkalda içilir" tarzı sözler sizi sizden alacak. Özelliklede "Ağzından çıkanla kulağının duyduğunun tuttuğunu hiç görmedim ben hayatımda" ve buna benzer anlamlar taşıyan cümleleri günlük hayatınızda kullanmak isteyebilirsiniz ama bu cümlelerin aynısını sahibi ( yani İsmail abi ) söyleyemediği gibi sizde biraz zor söyleyeceksiniz sanırım:)
-Ben iyi günlük yazarı değilmişim. Bazen sizin ağzınızdan çıkanla kulağınızın duyduğunun bir olmadığını hiç bir zaman farkına varamayacağını düşünüyorum. İlk günlüğü benim dedemin dedesi yazdı:)
"Leyla ile Mecnun" benim için burda anlattığımdan çok daha fazlası. Zamanlaması benim için gerçekten çok iyi oldu. Hayatıma en çok ihtiyacım olduğu zamanda muhteşem bir renk kattı. Ekibin başından geçen olaylar biraz kötü etkilesede muhteşem bir dizi yapıyorlar. Hayatım boyunca rutin bir şekilde hiç aksatmadan takip ettiğim tek dizidir kendisi. Bu şuana kadar böyle oldu ve bundan sonrada böyle olmaya devam edeceğine inanıyorum. Yönetmeni olan Onur Ünlü`ye acil şifalar dileyerek, gelmiş geçmiş tüm oyuncularına, yayında ve yapımda emeği geçen herkese ayrıca o veya bu şekilde bu diziye katkı sunan herkese gerçekten teşekkür ederim. Son zamanlarda okuduğum muhteşem haberlerden çok daha iyisini hakediyorsunuz.
Not : Bu yazı bana biraz yetersiz geldi ama şimdilik idare etmek lazım. Çünkü şu sıralar çok yoğunum ve bir süre bu yoğunluk devam edecek. İlerleyen zamanlarda tamamlamak dileğiyle...
Günlüğümde paylaştığım hiç bir şey için doğruluk garantisi veremem. Bazen içimden geleni, bazen olması gerekeni, bazen yaşadığımı, bazen düşündüğümü, bazende istediğimi yazıyorum. Amacım kesinlikle birilerini yanıltmak, kırmak, sevindirmek değildir. En genel amacım piskolojik olarak rahatlamaktır. Bunun dışındaki ender amaçlarımdan birkaçıda paylaşmak, bir şeyleri ıspatlamak ve kendimi tanıtmaya çalışmaktır. Yazdığım hiç bir şeye inanmak ve hiç bir şeyi uygulamak zorunda değilsiniz. Hatta okumanız bile zorunlu değildir. Tüm bunların yanında yazdığım herşeyi paylaşma özgürlüğünüz bulunmaktadır. İstediğiniz gibi, istediğiniz yerde, istediğiniz zaman, istediğiniz kişilerle paylaşabilirsiniz.Bunun için bir şart belirlemem gerekirse tek şartım "Hiç bir şey için doğruluk garantisi vermiyorum" notu ile birlikte paylaşmanız olacaktır.
Yazan, çizen, düşünen, belirten, ifade eden, açıklamaya çalışan... kısacası gördüğünüz, okuduğunuz, hissettiğiniz, düşündüğünüz herşeyin sebeblerinden birisi benim. Bu yüzden herşeyi unutmanızı tavsiye ederim. Eğer unutmazsanız bu sizin probleminiz olacaktır artık.
Yazdığım herşeyi özgür iradem ile yazdığımı belirtmek istiyorum. Ben Murat Demir.
Comments
L&M Birinci Yıl Almanağı
Dizinin güzel bir özetini aşağıdaki bağlantı yardımıyla okuyup izleyebilirsiniz. Bu özeti hazırlayan arkadaşlara tekrar teşekkür ederim:)
L&M Birinci Yıl Almanağı